Pazarlama bir sektör olarak ortaya çıktığından bu yana ciddi gelişmeler
yaşadı. "Ne üretirsem onu satarım" dediler
ürünleri ön planda tuttular. Tüketiciyi ön plana almaya karar verdiler ve "Ne üretirsem onu satarım, yeter ki satmasını bileyim" dediler,
satışı ön planda tuttular. Dünyanın değişmesiyle birlikte pazarlama
önceliklerinin de değişmesi sonucu artık "insanı" ön
planda tuttular ve ona göre hareket ettiler. Bir ürünün üretim öncesinden
üretim sonrasına kadar insana odaklandılar. Müşteriyi sürekli ön planda tutan
şirketler büyük bir büyüme gösterirken birçoğu bu yeniliklere tutunamayıp
ortalıktan kayboldu. Dünya bir kez daha teknolojinin
önderliğinde değişime giriyor ve bu değişim pazarlama standartlarını bir kez
daha değişime zorluyor. Peki bu yeni standart/standartlar nedir?
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte karşılıklı iletişim ve bilgiye
erişim o kadar arttı ki artık insanlar doğru bilgiyi arar
oldu. Big Data içinde doğru bilgiyi bulmak gerçekten zor
hale geldi. Bir günde karşılaştığımız bilgilerin ne kadarının doğru olduğunu ne
kadarının yanlış olduğunu bilmiyoruz bile. Böyle bir ortam içinde
tüketiciler/kullanıcılar aradıklarının doğruluğunu isterler. Bu durum pazarlama
sektörü içindeki geçerli. Günümüzde ürünler birbirine o kadar çok benzemeye
başladı ki neredeyse aynı ürün olarak piyasaya sürülecekler. Bundan dolayı
pazarlama faaliyetleri de bu işlerden zarar görüyor ve birbirlerine bu kadar
benzeyen ürünlerin farklı olduğunu göstermek daha da zor hale geliyor. İşte
değişim de tam olarak burada başlıyor. Markalar eskiden görsel/nesnel olarak
ürünlerin farklılıklarından bahsederken artık duygusal yönden bakılmasını
sağlıyorlar. Bunu da en iyi "hikaye anlatımıyla
(Storytelling)" yapabiliyorlar. Markalar hikaye
anlattıkça insanların hayal ve bağ kurmasını sağlamak istiyorlar.
Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, her yerde markaların logolarına, pazarlama
yöntemlerine denk geliyoruz. Gezindiğimiz sosyal medyadan tutun işe giderken
bindiğimiz otobüslerde ve hatta yolda yürürken gördüğümüz reklam panolarında
bile bu agresif pazarlamaya maruz kalıyoruz. Bundan dolayı da markalara karşı
duyarsızlaşıyoruz ve hatırlama oranımızda azalıyor. Yapılan bir çalışmaya göre
de maruz kaldığımız markaları tüketiciler %16-17 oranında
hatırlıyor. Birçok kişi televizyonda izlediği reklamı bile birkaç gün sonra
unutuyor. İşte pazarlama, teknoloji önderliğinde değişime gidiyor derken tam
olarak bundan bahsediyordum. Teknolojinin ve algının değişmesi bilgiyi ve
etkiyi arttırdı. Bu durum da ters bir orantı kurarak pazarlama ögelerinin
değerinin kaybetmesine ve akılda kalıcılığına zarar verdi. Pazarlamadaki
değişimde tam olarak burada başlıyor. Günümüzde hikaye anlatımını birçok yerde
görebilirsiniz, özellikle de Youtube, Twitter, Facebook ve Instagram gibi
fenomen insanların yani belirli bir topluluğun kanaat önderlerinin bulunduğu
yerlerde. Markalar bu kişilerle anlaşarak ürün veya marka hikayelerini sanki
fenomenlerin hikayesinin bir parçasıymış gibi sunmalarını sağlayarak hem kendi
reklamlarını yaparken hem de fenomenlere büyük katkıda bulunuyorlar. Peki neden
hikaye anlatımında en çok fenomenleri seçiyorlar? Bunu bir sonraki yazıda
açıklamak daha doğru olur sanırım.